haber etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
haber etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Mart 2014 Perşembe

Bedaş bu neyin parası?

BEDAŞ'a soruşturma!

EPDK, faturaya yansıtılan bedel için "bu neyin parası" diye sordu

Abone sayısı 4.3 milyona ulaşan ve 25 milyar kilovatsaatlik elektrik satışıyla Türkiye’nin en büyük dağıtım şirketi olarak öne çıkan BEDAŞ, özelleştirme sonrasında şikâyet rekorları kırıyor.

Habertürk'ün haberine göre aboneler, başta fatura okuma, arızalara müdahale ve açma-kapama olmak üzere çok değişik konuda Ankara’ya şikâyet yağdırıyor. Abonelerden gelen bu şikâyetler, çoğu zaman bilgi ve belgeye bağlanmadığı için inceleme ya da denetim aşamasına geçilemiyor.

BEDAŞ’la ilgili bir şikâyet, kısa bir süre önce soruşturma konusu oldu. BEDAŞ’ın bazı abonelerden elektrik sayaçlarına ‘bakım yapıldığı’ gerekçesiyle ‘sayaç bakım bedeli’ adı altında haksız yere belli tutarda tahsilat yaptığı iddiası ve bu iddiayı destekleyecek nitelikte soruşturma için yeterli kanıt ya da bilginin olduğunun saptanması üzerine EPDK harekete geçti. Soruşturmada, BEDAŞ’ın bu konuda yürüttüğü tahsilatın gerekçeleri ve abone bazlı işlemler tek tek incelenecek. Haksız yere tahsilat yapıldığının belirlenmesi durumunda BEDAŞ, öncelikle ilgili abonelere paraları iade edecek. BEDAŞ’a, mevzuata aykırı işlemi nedeniyle aynı zamanda para cezası verilmesi de gündemde.

DAĞITIM ŞİRKETLERİ SEÇİM İÇİN TEYAKKUZDA

Enerji Bakanı Taner Yıldız, 21 özel dağıtım şirketine, seçim günü bütün mühendis ve teknik elemanlarının işin başında ve muhtemel arızaya karşı teyakkuzda olmalarını söylediklerini belirtti.

20 Mart 2014 Perşembe

Seçim öncesi Suriye'ye operasyon yapılabilir.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, Türkiye'nin Suriye sınırları içindeki toprağı olan Süleyman Şah Türbesi için gerekirse dar kapsamlı bir operasyon yapılabileceğini açıkladı.

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu ’nun, hükümetin Süleyman Şah Türbesi’ni bahane ederek seçimlerden önce Suriye'ye sınır ötesi operasyon yapabileceği yönündeki iddiasını değerlendiren Yıldız; saldırı olması halinde kayıtsız kalamayacaklarını ama geniş çaplı bir operasyon değil nokta operasyonu gerçekleştirilebileceğini açıkladı.

Radikal.com.tr'nin haberine göre, A Haber Ankara Temsilcisi Murat Akgün’ün sorularını yanıtlayan Yıldız şunları söyledi:

"Süleyman Şah Türbesi Türkiye 'nin kendi sınırları dışındaki Türk toprağı olan nadir bir yerdir. Ankara nasılsa İstanbul Sinop Hatay karsa nasılsa o türbe de öyledir. Bulunduğu toprak Türk toprağıdır.

17 Mart 2014 Pazartesi

Sıfırlanamayan 30 milyon euro ile 6 villa alınmış

Başbakan Erdoğan ile oğlu Bilal Erdoğan arasında 17 Aralık’ta gerçekleştiği iddia edilen evdeki paranın sıfırlanmasına ilişkin ses kaydıyla ilgili yeni iddialar ortaya çıktı.

Başbakan ile oğlu arasında 17 Aralık 2013 saat 23.15’te geçtiği belirtilen görüşmedeki sıfırlanamayan paranın 14.5 milyon TL’si ile Şehrizar Konutları’ndan 6 daire alındığı ortaya çıktı. Parayı 26 Aralık’ta Erdoğan’ın damadı Berat Albayrak’ın avukatı olan Ömer Faruk Akbulut ödemiş.



O GÖRÜŞMEYİ DOĞRULAYAN YENİ BİLGİLER ÇIKTI

Baş­ba­kan Re­cep Tay­yip Er­do­ğan ile oğ­lu Bi­lal Er­do­ğan ara­sın­da 17 Ara­lık 2013’te geç­ti­ği öne sü­rü­len te­le­fon gö­rüş­me­le­rin­de­ki id­di­ala­rın doğ­ru­lu­ğu­nu gös­te­ren bil­gi­ler gün yü­zü­ne çık­tı.

SÜMEYYE ERDOĞAN O GÜN SES KAYDINDA SÖYLENDİĞİ GİBİ İSTANBUL'A GELDİ

Bu­na gö­re, Sü­mey­ye Er­do­ğan, Baş­ba­kan Er­do­ğa­n’­ın te­le­fon­da söy­le­di­ği gi­bi 17 Ara­lık sa­ba­hı sa­at 09.00’da THY uça­ğıy­la Bu­sin­nes Clas­s’­ta yer alan 1F kol­tu­ğun­da An­ka­ra Esen­bo­ğa Ha­va­li­ma­nı­’n­dan İs­tan­bul Sa­bi­ha Gök­çen Ha­va­li­ma­nı­’na in­di. Sa­at 11.00’de de Baş­ba­ka­n’­ın Kı­sık­lı­’da­ki ko­nu­tu­na ulaş­tı. İd­di­aya gö­re Bi­lal Er­do­ğa­n’­ın te­le­fon­da de­di­ği gi­bi pa­ra­la­rı da­ğı­ta­ca­ğı yer­le­rin lis­te­si­ni gö­tür­dü.

KONYA-İSTANBUL HATTI

Gün­de­me bom­ba gi­bi dü­şen ses kay­dın­da Bi­lal Er­do­ğan, 17 Ara­lık ge­ce­si sa­at 23.15’te ba­ba­sıy­la yap­tı­ğı ko­nuş­ma­da ev­de­ki pa­ra­la­rın sı­fır­la­na­ma­yan 30 mil­yon eu­ro­nun bir kıs­mıy­la Şeh­ri­zar Ko­nut­la­rı­’n­dan dai­re ala­cak­la­rı­nı be­lir­ti­yor­du. Bu gö­rüş­me sı­ra­sın­da Er­do­ğan Kon­ya­’da, oğ­lu Bi­lal ise İs­tan­bu­l’­da bu­lu­nu­yor­du.

14.5 MİLYONA A BLOKTA 6 DAİRE

Da­ire­ler­le il­gi­li sır per­de­si de ara­lan­dı. Şeh­ri­zar Ko­nut­la­rı A blok­tan 1-2-3-4-5-6 nu­ma­ra­lı da­ire­ler Er­do­ğan ai­le­si adı­na sa­tın alın­dı. Söz ko­nu­su da­ire­le­rin Baş­ba­ka­n’­ın da­ma­dı Be­rat Al­bay­rak ile Ser­hat Al­bay­rak kar­deş­le­rin ya­kın dos­tu ve ak­ra­ba­sı avu­kat Ömer Fa­ruk Ak­bu­lut üze­rin­den alın­dı­ğı tes­pit edil­di. Ak­bu­lu­t’­un 26 Ara­lık 2013 gü­nü Ça­lık Hol­ding bün­ye­sin­de fa­ali­yet gös­te­ren GAP Ya­pı İn­şa­at’­a ait Şeh­ri­zar Ko­nut­la­rı­’nın Ak­tif Ban­k’­ta­ki he­sa­bı­na 14 mil­yon 507 bin 391 TL 11 ku­ruş ak­tar­dı­ğı or­ta­ya çık­tı. Al­bay­rak kar­deş­le­rin avu­ka­tı da olan Ömer Fa­ruk Ak­bu­lu­t’­un alım sa­tı­ma yet­ki­li avu­kat ol­du­ğu bil­di­ril­di.

Havalimanında görüştü

Başbakan Erdoğan’ın Şeb-i Arus töreninin ardından saat 23.30 sıralarında eşi Emine Erdoğan ile havaalanına gittiği ajanslara haber oldu.

Haberde bir süre aracından inmeyip telefon görüşmesi yapan Erdoğan’ın, eşi Emine Erdoğan ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ ile birlikte özel uçak ‘ANA’ ile Ankara’ya gittiği vurgulandı. DHA muhabirinin bu fotoğrafı, Erdoğan’ın 30 milyon Euro’yu  sıfırlama talimatını verdiği iddia edilen görüşme saati 23.20 sıralarında çektiği belirtildi. Bugün Gazetesi

25 Haziran 2013 Salı

Parası için uyurken babasını öldürüp gömdü.

UYURKEN BABASINI YASTIKLA BOĞDU

Mudanya’da Yenimahalle’de oturan emeklisi RıdvanBaskı, 12 Haziran 2011 günü ortadan kayboldu. Ailesi ve akrabalarının polise yaptığı başvuru sonucu Rıdvan Baskı tüm aramalara rağmen bulunamadı. Konu ile ilgili savcının talimatı üzerine polis, ikinci eşinden de ayrı yaşayan Rıdvan Baskı’nın kızı Vildan Bozkurt ile damadı Aykut Bozkurt ve torunu P.B.’yi teknik takibe aldı. Şüpheli hareketleri ve yaptıkları telefon görüşmesi sonucu Vildan Bozkurt gözaltına alındı. Yapılan sorgulamasında Vildan Bozkurt, annesinin ölümünden sonra yalnız yaşayan ve bankada 40 bin lira parasının olduğunu bildiğini babasını, bankaya kredi kartı borcunun artması nedeniyle uyurken yastık ile boğduğunu itiraf etti.

31 Ekim 2010 Pazar

2.5 yıllık yasak dün sona erdi!


YOUTUBE'a erişim yasağı nihayet sona erdi. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Suçları Soruşturma Bürosu Savcısı Kürşat Kayral, Emniyet Genel Müdürlüğü Bilim Suçları Büro Amirliği'ne yazı yazarak Youtube'un kapatılmasına gerekçe olan ve Atatürk'e hakaret içeren dört videonun siteden kaldırılıp kaldırılmadığını sordu. Emniyetten söz konusu videoların kaldırıldığına yönelik cevap alan Kayral, Youtube'a erişimi engellenmesi kararının kaldırılmasına karar verdi.


ILS kaldırdı
Türkiye'de 5 Mayıs 2008 yılından beri youtube isimli internet sitesine erişim yasak. Bunun nedeni de sitede Atatürk'e hakaret içeren videolar bulunması. Yasağın kalkması için ilk girişim geçtiğimiz gün yapıldı. Merkezi Almanya'da bulunan ve Türklerin sahibi olduğu International Licencing Service (ILS) adlı şirket, videoların içerik sahipliğini alarak yayından kaldırdı.

Yasalara uyunca oluyormuş
ULAŞTIRMA Bakanı Binali Yıldırım, ilköğretim ve liseler arası kompozisyon, şiir, resim ve fotoğraf dallarında düzenlenen ''Denizin Sesi'' yarışmasının ödül töreninden sonra basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Yıldırım, ''Nihayet bu paylaşım sitesinin yöneticileri hukuka uygun hareket etmeye karar verdiler. Hukukun izlenmesinden başka hiçbir yolun geçerli olmadığını gördüler zannediyorum. Gördüğünüz gibi herkes yasalara uyunca hiçbir sorun çıkmıyor' dedi.

8 Haziran 2009 Pazartesi

Her şeye sahip olmak heyecan verici değil


Dünyanın en çok kazanan kadın oyuncusu Julia Roberts, 15 milyon dolardan az bir ücret için yatağından bile çıkmıyor. Bir süredir ortalarda görünmeyen 41 yaşındaki güzel oyuncu, şu sıralar sadece üç çocuğuyla ilgileniyor. Yaklaşık 20 senedir Fransız medyasına röportaj vermeyen Roberts, Madame Figaro dergisine konuştu.

2004 yapımı “Closer” filminden beri sizi başrolde görmedik. Sinemayı özlediniz mi?
- Bu özlemi pek fazla hissetmedim, çünkü arada bir sürü filmde rol aldım. Canlandırdığım her karaktere de kapıldım bu arada.

Ortalıkta fazla görünmediğinizi söyleyebiliriz herhalde...
- Kendi kendime neden bu olayın bu kadar büyütülmesi gerektiğini irdelemeye çalışıyorum. Artık çocuklarım var ve çalışmıyorum! Bu durumdayken büyük rolleri geri çevirmeyi tercih ediyorum. Öyleyse ne var yani? Ama işin aslı böyle değil... Mesleğime karşı aynı yaklaşımımı sürdürüyorum. Bana enteresan gelen, yaratıcı projelerle ilgileniyorum, ne demek oluyorsa...

ÜZERİMDE BASKI HİSSETMİYORUM

Büyük ihtimalle dünyanın en meşhur aktrisisiniz. Bu taşınması zor bir yük değil mi?
- Ben hiç baskı hissetmiyorum. Çalışabildiğim için şanslı olduğumu biliyorum ama ne kadar meşhur olduğumla alakalı düşünceler açıkçası benden çok uzak... Eğer düşünce yapım buna elverseydi çok sıkıcı olmaya başlardım, öyle değil mi?

Peki yakaladıkları şöhrete kendini kaptıranlar hakkında ne düşünüyorsunuz?
- Ben kendimi böyle görmek istemem. O yüzden beni ilgilendirmiyor. Kendimi bir konsept olarak algılamıyorum. Kendime hiçbir zaman ‘Julia Roberts’ olarak yaklaşmıyorum. Ben ‘Julia’yım. Tek ve aynı kişiyim. Sinemadaki kariyerimden sonra da aynı kişi olacağım. Hakkımda yazılanların hepsi bilgim dışında.

Kocamı koltuğa attım oğlumla yatıyorum


1,5 yıl önce işadamı Celal Kopuz’la evlenen Yıldız Kaplan, ikinci kez anne olmanın keyfini yaşıyor. İlk evliliğinden 21 yaşında bir kızı, ikinci evliliğinden de dokuz aylık bir oğlu olan Kaplan, “21 yıl sonra ikinci kez anne olmak, çok acayip bir duygu. 38 yaşındayım ve oğlumla büyük bir aşk yaşıyorum” diyor.

Eşiniz Celal Kopuz’la uzun zamandır birliktesiniz, kısa bir süre önce de evlendiniz. Bir de çocuğunuz oldu, Allah mesut etsin?
- Çok teşekkür ederim. Evet, Celal ile çok uzun zamandır birlikteyiz. Bu zaman içerisinde birbirimize sevgimiz, saygımız büyüdü. İlişkimiz zamanla yerine oturdu. Ve bu birlikteliği, evlilikle noktaladık.

İlişkiniz sırasında Celal Bey evli değil miydi?
- Celal hiç evlenmedi ki! İlk evliliği onun. Hiç evlenmemiş, hiç çocuğu olmamış. Ben kaptım mı, böylesini kaparım! Çok doğru bir insan Celal. Doğru insanı bulunca da ne yalan söyleyeyim, yapıştım ona. (Gülüyor) Eskiden, “İşim her şeyden önemli” derdim. Şimdi aynı şeyi söyleyemiyorum. Çünkü müthiş bir evliliğimiz var. Bozulmasına asla izin vermem.

Nasıl tanıştınız?
- Arkadaş ortamında? Yedi yıldır da birlikteyiz. Çok zor dönemler geçirdik tabii ki. Altı yıllık beraberliğimizde ayda iki kere falan ayrılıyorduk. Ya o eşyalarını toplayıp gidiyordu ya da ben. Ama bir türlü kopamadık. Kopamayışımızın en büyük sebebi de sevgidir. Ama kişilik çatışmalarımız çoktu. Ben burnunun dikine giden bir kadındım. O daha ağır başlı, oturaklı birisi. Zaman içerisinde Celal beni adam etti diyebilirim yani. (Gülüyor) Sonuç olarak birbirimize gittikçe bağlandık. Kopamadığımızı fark ettik. Sonrasında ayrılık aralıklarımız uzadı. Ayda iki kez ayrılırken, yılda iki kez ayrılmaya başladık. Bu ayrılık zamanları uzadı, uzadı ve evlendik işte... (Gülüyor) Evlendiğimiz günden itibaren de hiç kavga etmedik. Nikahta keramet varmış derler ya, gerçekten de öyleymiş. 1,5 yıldır her şey dört dörtlük. Allah nazardan korusun.

Ne işle uğraşıyor Celal Bey?
- Tekstil? Deri sanayisinde.

TÜRKİYE’YE METRES ROLÜNÜ SEVDİRDİM

Evlendikten sonra her şeyden elinizi, eteğiniz çektiniz? Evinizin kadını mı olmaya karar verdiniz, ne oldu?
- Ben zaten evimin kadınıyım ama öyle mesleğimden elimi eteğimi çekmedim. Hamileyken bir albüm yaptım mesela. Fakat evlilik, ardından bebeğimin dünyaya gelmesi, albümün önüne geçti. Üzerinde duramadık. Ben asla işimi bırakmam. Üstelik eşim de çalışmamı arzulayan birisi. Birkaç yapımcı, “Onun eşi çalıştırmaz, zaten çok zengin bir kocası var” diyormuş. Yok böyle bir şey. Celal, işime son derece saygılı. Benim klip çekimlerime gelir, montaja girer, stüdyoya gelir... O da benimle birlikte heyecanlanır, heyecanımı paylaşır. Benim uzun süredir çalışmamamın tek sebebi, bebeğimin daha çok ufak olması. Şimdi oğlum dokuz aylık oldu. Bu yazdan sonra projelerimi ufak ufak hayata geçireceğim. Erkeğin kurallarına göre yaşarsan eğer, bu yüzeysel bir ilişki olur. Bizim öyle bir ilişkimiz yok. Çok sağlam bir ilişkimiz, güvenimiz, saygımız var. Beni mutlu görmek, eşimi de mutlu ediyor. Ben nasıl mutlu olabilirim? Çalışarak...

Var mı peki herhangi bir proje?
- En son Abdullah Oğuz’un bir dizi projesinde yer aldım. Ama dört bölüm yayınlandı. Şimdi yeni bir proje yok. Teklif gelirse, değerlendireceğim tabii ki. Yoksa öyle “Evlendim, artık evimin kadınıyım” durumum yok yani.

Oynamayı kabul edeceğiniz roller değişti mi peki? Bir daha “Tatlı Kaçıklar” dizisindeki “seksi şempanze” gibi roller gelse, kabul eder misiniz?
- Tabii ki değişti. Değişmek zorunda. Bu çok normal? “Seksi şempanze” benim gurur duyduğum bir iştir. Çünkü o, Türkiye’de ilk defa metres rolünü sevdiren bir tiplemeydi. O yüzden gururumdur. Üstüme yapıştı diye hiç düşünmedim. Tabii ki her oyuncu rolünün hakkını vermeli. Oyuncuysan, sevişmelisin de, öpüşmelisin de. Senaryo gereği ne gerekirse yaparsın. Ama ben yapamam. (Gülüyor) O da hayatımda eksik olsun. Fakat oğlum, babası her zaman hayatımda olsun. Bu daha önemli. Ben şu an öyle bir hale geldim ki, onlar benim her şeyim. Ben şey oldum, onlar her? (Gülüyor) Her alanımı kapladılar. Bundan da çok mutluyum.

Sizin ilk evliliğinizden de bir kızınız var değil mi?
- Evet, 21 yaşında?

Maşallah. 21 yıl sonra yeniden anne oldunuz. Oğlunuz Akif, şu an dokuz aylık. Nasıl bir duygu bu?
- Çok acayip. Ben kızım Işıl’da hiçbir şey anlamadım. Çünkü doğum yaptığımda 17 yaşındaydım. 21 yıl aradan sonra yeniden doğum yapmak, anne olmak gerçekten çok enteresan bir duygu. Eğer 20’li yaşlarda olsaydım, inan arka arkaya üç tane doğururdum. Şu an bir tane daha doğurmak istiyorum. Bir kere oğlumun yalnız kalmasını istemiyorum çünkü, kızım çok büyük. Aralarında ciddi yaş farkı var. Oğlum tek başına büyümesin. Nasıl söyleyeyim, bu kez çok, çok değiştim Sema.

Nasıl bir değişim bu?
- Şimdi böyle konuşursam, kızım kıskanacak ama erkek sahibi olmak gerçekten müthiş bir duygu. Oğlum da bana hayran hayran bakıyor. Birbirimize aşığız. Neredeyse arka arkaya oğlan doğurmak istiyorum...

Doğurun o zaman?
- Gülmeyin ama öyle? 38 yaşında anne olmak, insanı böyle yapıyor galiba. (Gülüyor) Kendimi çok iyi, çok taze, müthiş enerjik hissediyorum. Ama bir o kadar da negatif düşünüyorum. Onu kaybetme korkusunu çok yoğun yaşıyorum. Doğurduktan sonra tuhaf oldum. Akif’i bir dakika bile yanımdan ayırmıyorum. Babayı zaten yataktan attık. Adam aylardır koltukta yatıyor. Akif resmen babanın yerini aldı.

Torun falan istemem

Kızınız 21 yaşında? Yakında anneanne olma ihtimaliniz falan var mı?
- Ay sus Sema! Şu an yakıştıramıyorum kendime anneanneliği falan. Düşünsene kızım evlenir, doğururmuş, biz çocuklarımızı birlikte büyütürmüşüz! Ay, ay! Düşünemiyorum bile. Şu an vallahi oğlumdan başka kimseyi sevemem. Torun falan istemem. Yazık, oğlum daha dokuz aylık.
Hürriyet

20 Kasım 2008 Perşembe

Borsa neden tepetaklak.


Dün yüzde 6.6 düşen borsa bugün ilk seansı da yüzde 4.11'lik kayıpla 21 bin 27 puandan tamamladı. Endeks böylece Eylül 2004'ten bu yana en düşük seviyelerini görmüş oldu. Borsada gün sonu kapanışı ise yüzde 3.20 düşüşle 21 bin 228 puandan gerçekleşti.

İMKB'nin bugünkü kaybı ile birlikte hafta başından bu yana gerçekleşen düşüş yüzde 17'ye dayandı. Şirketlerin piyasa değeri de yaklaşık 16 milyar dolar azaldı.

NEDEN DÜŞÜYOR?


Piyasayı değerlendiren uzmanlar, bankalarla başlayan satış dalgasının halen etkisinin sürdüğüne işaret ediyor. Ayrıca hedge fon satışları ve yurtdışındaki sert düşüşler de İMKB'deki düşüşü hızlandırıyor.

IMF ile anlaşılacağı yönünde gelen haberlerin de borsayı etkilemediği görülüyor. Özellikle yabancı yatırımcıların satışları hız kesmeden devam ederken, uzmanlar, "yabancılar ellerindeki hisseleri nakite çevirmek istiyor. Türkiye piyasası da likit bir piyasa olduğu için burada satış yapabiliyor" diyor.

Uzmanlar, IMF konusunun piyasayı etkilememesinin nedeni olarak da bir süredir konu ile ilgili birçok haber çıkmasını ve piyasanın artık bu anlaşmanın imzalandığını görmek istemesini gösterdi. Piyasalar IMF ile ilgilim beklentiler yerine şimdilik dış piyasalardaki gerilime daha odaklı bir seyir izliyor.

Açım dedi dayağı yedi...


SİNOP'un Boyabat İlçesi'nde oturan 32 yaşındaki Özay Çelikçi, Adalet Sarayı'nın hizmete açılması törenine katılan Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin'e, "Sayın Bakanım, açım. İş istiyorum" diye bağırdı. Ardından da polisler tarafından ağzı kapatılarak güçlükle polis otomobiline bindirilerek gözaltına alındı. Bakan Şahin, iş isteyen gence kürsüden seslendi ve "Gencin, burada gelip bana söylemesi gereken bir sözü bağırarak söylemesi Boyabatlıların geleneksel misafirperverliğine yakışmadı. Benim fabrikam yok. Devletin daireleri de benim dairem değil" diye cevap verdi. Bakan Şahin, konuşmasında 15 Aralık tarihinde Adalet Bakanlığı'ndaki boş kadrolara sınavla 15 bin infaz koruma ve zabıt katibi alınacağını söyledi.


"İŞ İSTİYORUM" DİYE BAĞIRDI


Adalet Bakanı Mehmet Mehmet Ali Şahin, Sinop'un Boyabat İlçesi'nde yaptırılan ve 3 milyon 171 bin YTL'ye mal olan 4 katlı Adliye Sarayı'nın bugün hizmete açılması törenine katıldı. Yeni Adliye Sarayı önündeki tören öncesinde Sinop Belediye Başkanı Zeki Yılmazer, "Sorunlara neşter olması için bu hediyeyi kabul edin" diyerek Bakan Şahin'e el yapımı bıçak hediye etti. Bakan Şahin, şeffaf ambalaj içindeki bıçağı görünce, "Adalet Bakanı'na bıçak verilir mi?" diyerek sitemde bulunarak hediyeyi kabul etti. Bakan Şahin, protokol sırasında yeni Adalet Sarayı ile ilgili konuşmaları dinlerken, 32 yaşındaki iki çocuk babası Özay Çelikçi, kalabalık arasından Adalet Sarayı'nın 1 metre yüksekliğindeki koruma duvarına çıkıp, "Sayın Bakanım açım. Boyabat'ta iş yok, iş istiyorum, başka bir şey istemiyorum" diye bağırdı. Bu sırada Bakan Şahin, "Gel yanıma konuşalım" diye seslendi. Ancak işsiz genç polisler tarafından kalabalıktan ağzı kapatılarak çıkarıldıktan sonra polis otomobiline bindirilmek istendi. Polislere uzun süre direnen Özay Çelikçi, "Ben iş istiyorum, İşsizim. Bırakın beni. Bakan beni yanına çağırdı" diye bağırmayı sürdürdü. Ancak güçlükle otomobile bindirilen genç gözaltına alınarak İlçe Emniyet Müdürlüğü'ne getirildi.


HÂKİM VE SAVCILARA LOJMAN YAPILACAK


Daha sonra kürsüye çıkan Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, Türkiye'de son 6 yıl içinde 95'nci Adalet Sarayı'nı hizmete açtıklarını ifade etti ve "Biz zaman zaman resmi ziyaretler için başka ülkelere, Avrupa ülkelerine gidiyoruz. Oralarda en görkemli, en prestijli binalar Adalet Sarayları. Çünkü hep söylenir zaten. Adalet Sarayları'na girildiğinde o cümleyi hep görürsünüz, 'Adalet Mülkün Temelidir'. O bakımdan bizim adliye binalarımızı, mademki Adalet Mülkün Temelidir, bunu anımsatacak güzellikte ve görkemde olması gerekir. O nedenle adalet binalarımızı modern hale getirme çalışmalarına bundan sonra da devam edeceğiz" dedi. Bakan Şahin, Ulusal yargı ağı projesiyle dava sırasında Nüfus Müdürlüğü ve Tapu Müdürlüğü'nden istenen bilgilerin bir kaç dakikada mahkemeye ulaştırıldığını, böylece yargı sürecinin hızlandırıldığını da dile getirdi. Bakan Şahin, yargıçların ve savcıların çok daha rahat bir ortamda hizmet vermelerini sağlamak için tedbirler alındığını da söyleyerek, "Adalet Bakanlığı olarak son yıllarda lojman yapımına da büyük önem verdik. Onlar kira derdi peşinde koşmamalılar. Daha eksiğimiz var. En geç 3 yıl içerisinde Türkiye'de tüm hâkim ve savcılarımızı lojmana kavuşturmak istiyoruz. Çünkü onlar çok rahat ederlerse, kafaları rahat olursa, gönülleri rahat olursa yargılama işinde de vatandaşımızın işini o kadar kolay ve kısa sürede gerçekleştirirler" dedi.

Konuşmasının son bölümünü "İş istiyorum" diye bağıran gence ayıran Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, "Nereye gitti Özay, Özay burada mısın" dedikten sonra şu ifadeleri kullandı:

15 BİN MEMUR ALINACAK


"Ben tanıyorum bu arkadaşı. Bu arkadaşımız yakın bir zamana kadar bizim misafirimizdi. Cezaevinden yeni çıktı, tahliye oldu. Geçmiş olsun. 'İş istiyorum' dedi. Tabi bakın Aralık ayının 15'inde 15 bin yeni memur alacağız. Eğer Özay şartları taşıyorsa başvursun. Adalet Bakanlığı olarak İnfaz koruma memuru alıyoruz. Zabıt kâtibi alıyoruz ama sınavla alıyoruz. Şartlarını taşıyorsa başvurur. Çünkü benim fabrikam yok. Devletin daireleri de benim dairem değil. Eleman alıyoruz ancak sınavla KPSS'ye girecek. Doğru tercihte bulunacak ve ondan sonra yerleştirmede herhangi bir kamu kuruluşuna personel olarak girecek. O bakımdan benden iş isteyen o arkadaşım veya onun gibi düşünen kardeşlerimiz bakın Aralık ayının 15'nden itibaren 15 bin civarında boş kadro için ilanlar yapılacak. Tercih kitapçıkları dağıtılacak. KPSS'ye girmiş olan gençlerimiz buyursunlar, başvursunlar. 2009 yılında da böyle olacak. O bakımdan bir kaç gün önceye kadar bizim misafirimiz olan Özay'ın burada gelip bana söylemesi gereken bir sözü burada işte bağırarak söylemiş olması, Boyabatlıların geleneksel misafirperverliğine yakışmadı. Çünkü ben bilirim ki Boyabatlılar son derece misafirperver insanlardır. Bir dertleri varsa gelir söyler, biz de derdine derman oluruz."


YENGEYİ DÖVME


Ardından Özay Çelikçi'ye nasihatte da bulunan Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, "Lütfen yenge hanımı dövmeyin. Hanım senden çok şikâyetçi. Özay eğer duyuyorsan beni dinle. Hanımlara el uzatılmaz. Yenge senden çok şikâyetçi. Delikanlı adamsın, eline taş versek sıkacak kadar güçlüsün. Ama hem misafirperver ol hem de el kaldırılmaması gereken bir hanıma özellikle de eşine el kaldırma. İş konusunda dediğim çerçevede hareket edersin başvuruda bulunursun" dedi. Bakan Mehmet Ali Şahin, daha sonra Adalet Sarayı'nı hizmete açtıktan sonra AKP İlçe Başkanlığı'nı ziyaret etti.


KARDEŞİM EŞİNİ DÖVÜYORDU


Bu arada Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin'den iş isteyince polis tarafından gözaltına alınan ve Sinop'un Boyabat İlçesi Kumluk Mahallesinde oturan Özay Çelikçi'nin uzun süre işsiz olduğu ortaya çıktı. Özay Çelikçi'nin 22 yaşındaki eşi Hatice, çocukları 3,5 yaşındaki İbrahim ve 2,5 yaşındaki Selamet Çelikçi'nin geçimini çayçılık yaparak sağladığını belirten ablası Şehibe Akçay, "Eşini dövüyordu. Zaman zaman psikolojik bunalımlar da yaşıyordu. Ara sıra çay ocaklarında çalışıyordu. Kardeşimin hiç işi olmadı" dedi. Özay Çelikçi'nin 2003 yılında 27 yaşındaki oğlu Murat Akça'yı sokakta durup dururken bıçakla karnından yaraladığını ve bu nedenle 1 yıl cezaevinde yattığını da söyleyen abla Şehibe Akça, "Özay'ın yeşil kartı bulunuyor ve Kaymakamlıktan yardım alıyordu.

Kendisinin psikolojik sorunları var. Bu yüzden tedavi olması lazım" diye konuştu.

21 Ekim 2008 Salı

ALTIZ DOĞURDU REKOR KIRDI

ALTIZ DOĞURDU REKOR KIRDI
Dört kız iki erkek doğuran kadın 4 milyarda bir olacak bir rekora da imza atmış oldu.
Almanya'nın başkenti Berlin'de bir kadın altız doğurdu. Charite hastanesinden yapılan açıklamada, 4 kız ve 2 erkek bebeğin sağlık durumunun iyi olduğu ve ağırlıklarının 800 ile 900 gram arasında değiştiği bildirildi.Altız doğurma olasılığı 4.4 ila 4.7 milyarda bir olarak hesaplanıyor. Almanya'da en son 1986 yılında Münih kentinde altız doğmuştu. Ancak anne ve çocuklardan biri daha sonra hayatını kaybetmişti.

11 Eylül 2008 Perşembe

Dünyayı ayağa kaldıran Türk ilacı



Dünyayı ayağa kaldıran Türk ilacı

27 bebeğin ölümü ile gündeme gelen hastane enfeksiyonları artık can alamayacak. Türkiye'nin tek ruhsatlı ilacı Ankaferd devrim yapmak üzere

Emeti Saruhan'ın haberi

Yüzyılın buluşu Ankaferd'in antibiyotiklere direnç kazandıkları için bir türlü baş edilemeyen patojen mikroorganizmaları yok ettiği bilimsel olarak kanıtlandı. Uzmanlara göre çalışmalar bu yönde sonuç vermeye devam ederse hastane enfeksiyonu diye bir şey kalmayacak.
Geçtiğimiz günlerde peş peşe ölen 27 bebek, ailelerinin elinde bir karton kutu içinde yatarken hepimizin yüreğini sızlatmıştı. Hayata “merhaba” diyen narin vücutlar, annelerinin parmaklarının ucundan teker teker kayıp gitmişti. Bir türlü önü alınamayan kabusun adı; “hastane enfeksiyonu”ydu. Bilanço bu kadarla sınırlı değil elbette, yüz binler söz konusu. Ama size bir müjdemiz var. Tüm dünyada etkili olan bu kabus çok yakında sona erecek, üstelik bunu başaran bir Türk ürünü. Yapılan çalışmalar sonucunda Türkiye'nin ruhsatlı tek ilacı olan Ankaferd'in, hastane enfeksiyonlarına neden olan ve başa çıkılamayan patojen mikroorganizmalar üzerinde yüksek düzeyde etkili olduğu bulundu. Uzmanlara göre hastane enfeksiyonlarını önlemede en etkin ve ekonomik proses Ankaferd ve çalışmalar bu şekilde devam ederse hastane enfeksiyonlarının ortadan kalkacağını söylemek kuvvetle mümkün.

Kan durdurucu olarak Sağlık Bakanlığı'ndan ruhsat alan ve saniyeler içinde kanamayı durdurucu özelliği ile tanınan Ankaferd'in bir özelliği daha ortaya çıktı. Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Biyoteknoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Mustafa Akçelik'in başkanlığında yapılan çalışmalarda Ankaferd'in başta hastane enfeksiyonlarının pek çoğuna sebep olan MRSA olmak üzere Salmonella, Klepsiella, Stahylococcus, Candida, Clostridium gibi patojen mikroorganizmaların tamamına karşı yüksek düzeyde etkili olduğu bulundu.

Prof Akçelik, laboratuvar ortamında yapılan çalışmanın Ankaferd'in güçlü bir antimikrobiyel etkinliğe sahip olduğunu gösterdiğini, bu sonuçların hastane uygulamaları için çok büyük potansiyel vaat ettiğini söylüyor. Henüz herhangi bir hasta ya da hastane çalışması yapılmayan Ankaferd'in asıl etkinliği yapılacak çalışmalar sonucu ortaya çıkacak. Akçelik şahsi görüşünün, hastane uygulamalarında doğru konsantrasyon yakalandığı takdirde mutlaka sonuç alınacağı yönünde olduğunu belirtiyor.

SONUÇLAR CESARET VERİCİ

Ankaferd'in mikrobiyolojik çalışmalarının validasyonunu yapan Prof. Metin Yerebakan ise çalışmanın henüz ilk aşamada olduğunu, ancak hastane enfeksiyonlarına yönelik bir çok proses içinde en etkili ve en ekonomik olanının Ankaferd prosesi olduğunu söylüyor. Yerebakan, ulaşılan sonuçların cesaret verici olduğunu ve yapılacak çalışmalar bu doğrultuda sonuçlar verirse hastane enfeksiyonlarının ortadan kaldırılacağını kuvvetle söylemenin mümkün olduğunu ifade ediyor.

ÇARESİ OLMAYAN HASTALIKLARI İYİLEŞTİRECEK

Ankaferd'i geliştiren Hüseyin Cahit Fırat, hastane enfeksiyonlarında Ankaferd'in etkili olması nedeniyle çok mutlu. “İnşallah bundan sonra bebeklerimiz ölmeyecek” diyor. Enfeksiyon nedeniyle dünyada çaresizlikten birçok hastanenin duvarlarının sökülüp tekrar sıva yapılması zorunda kalındığını hatırlatan Fırat, “Bu doktorları nasıl suçlayabiliriz. Ellerinde enfeksiyonu önleyecek ilaç var da kullanmıyorlar mı?” diye soruyor. Fırat, yakında hastanelerde sıcak ve soğuk dekontaminasyon çalışmalarının yapılacağını söylüyor. Ankaferd'in içeriğindeki bitkilerin değişik oranlarda karıştırılması ve içine başka maddelerin de eklenmesi ile çok sayıda Ankaferd ürününün geliştirildiğini anlatan Fırat, bu ürünlerin şu ana kadar çözüm bulunmayan sağlık sorunlarına çare olacağını anlatıyor. “Şu an üniversitelerde Ankaferd üzerine 40 çalışma yapılıyor. Bunların 6-7 tanesi Ankaferd'in çaresi olmayan belli sorunları çözdüğünü bilimsel olarak kanıtladı, makaleleri yayınlandı. Ekim ayında Çeşme ve Antalya'da yapılacak kongrede bu sonuçlar açıklanacak. Ülkemiz için bir kaç açıdan ses getirecek şeyler olacak. Ankaferd gerçekten mucizevi bir karışım.” diyor.

Hüseyin Cahit Fırat: Yapılamayanı yapacağız

Ankaferd'in buluş sahibi ve geliştiren H.Cahit Fırat, bugüne kadar hep basından uzak durdu. İlk kez gazetemize konuşan Fırat'tan kendisini ve Ankaferd üzerindeki çalışma süresini anlatmasını rica ettim. "İktisatçıyım, tıp okumadım. Uzun bir müddet gazete ve dergilerde çalıştım. Bu zamanlar içinde rahmetle andığım çok değerli hocamla çalışmalarımızı yapardık. Uzun çalışmalar sonunda bu ürün meydana geldi. Brüksel'de bilim adamlarının katıldığı geniş bir toplantıda 'bunu Türkler mi yapacak' deyip alay edercesine bize bakarken aralarında bulunan değerli bir profesörün 'Dikkat edin de bu adamlar bize kan bilimini tekrar yazdırmasın' dediğini asla unutmuyorum. Ankaferd her geçen gün bu daldaki yerini hiçbir ürünün alamayacağını dünyaya kanıtlıyor. Talepler artıyor, hatta ürünü tanıyan bilim adamları Ankaferd olmadan ameliyata bile girmek istemiyorlar. Üzüldüğüm bir şey dünyada, Türk halkı yalnızca turist ağırlar, şiş kebap yapar,vs vs. gibi bir imaj olması. Sevindirici haber daha vereyim. Dünya üzerindeki ruhsatlar tamamlanıp ürün dağılmaya başladıktan 10 yıl sonra Türkiye'nin yaptığı ihracatın iki katını Ankaferd tek başına yapacak. Çalışmalarımı yürüttüğüm sıkı bir ekibim var. Ayrıca profesörlerden oluşan 20 kişilik bir bilimsel kurulum var. Gecemizi gündüzümüze katıp bu işe adadık. Belki seneye çok basitleştirilmiş şekle getirilen kene ısırmalarının önüne geçeceğiz. Zaten biz yapılamayan şeyleri yapmaya çalışıyoruz."

Hastane enfeksiyonu nedir?

Hastane enfeksiyonu, hasta hastaneye yattıktan 48-72 saat sonra ve taburcu olduktan sonra 10 gün içinde gelişen enfeksiyonlar olarak tanımlanıyor. Her yıl Türkiye'de 50 binin üstünde ve ABD'de tahminen 2 milyonun üzerinde kişi hastane enfeksiyonu kapıyor, yüz binden fazlası hayatını kaybediyor. Tıp dünyasının önde gelen ismi Prof. Dr. Üstün Korugan, eski Ulaştırma Bakanı Veysel Atasoy, İstanbul Tıp Fakültesi Genel Dahiliye Bölümü Başkanı Prof. Dr. Mehmet Oran, Ressam Serpil Akyıl gibi isimler de hastane enfeksiyonu nedeniyle hayatlarını kaybetmişti.

Yeni Şafak

29 Şubat 2008 Cuma

Başbakanlık: Ekonomimiz kendini koruyor

Son dönem izlenen politikalar sonucunda Türkiye’nin ciddi bir istikrara kavuştuğu muhtemel riskler karşısında kendisini koruyabilme özelliği geliştirdiği bildirildi.

Başbakanlıktan toplantıya ilişkin yapılan açıklamada, 2007 yılı Temmuz ayından sonra daha da belirginleşen ABD konut piyasasındaki sorunlar ve bu sorunların kredi piyasalarına yansıması sürecinin devam ettiğine dikkat çekilerek, “Özellikle kredi koşullarının sıkılaşması ve risklerin yeniden fiyatlandırılması sürecinin küresel ekonomide büyümenin yavaşlamasına yol açan tahmin edilmektedir” denildi.

Önümüzdeki dönemde ihtiyatlı, disiplinli ve tutarlı politika çerçevesinin kararlılıkla sürdürüleceği vurgulanan açıklamada, mali disiplinin korunacağı, harcamalarda bütçe büyüklüklerine bağlı kalınacağı, enflasyonu hedeflenen düzeye indirme kararlılığından taviz verilmeyeceği, özelleştirme programının kararlılıkla uygulanacağı, yapısal reformların süratle hayata geçirileceğinin altı çizildi.

Dünya ekonomisinde ve uluslararası finans dünyasında belirsizliklerin devam ettiği hatırlatılan açıklamada, şunlar kaydedildi:

“Gelişmiş ülkelerin politika tepkileri henüz belirgin bir eğilimin oluşmasını sağlayamamıştır. Bu sürecin önümüzdeki kısa dönemde de devam etmesi beklenmektedir. Özellikle ABD ekonomisinde yavaşlama sürmektedir. AB bölgesinde ise büyüme beklentilerinde önemli bir bozulma görülmemektedir. Dünya genelinde enflasyonda bir artış yaşanmaktadır. Son bir aylık süreçte dünya ekonomisinde yaşanan belirsizliklerin Türkiye ekonomisine yansımaları sınırlı olmuştur. Ocak ayında iç ve dış talebe ilişkin göstergeler olumlu seyretmiştir. Diğer taraftan finansal piyasalarda da uluslararası piyasalardaki belirsizliklere rağmen önemli bir dalgalanma yaşanmamıştır.”

Ocak ayı bütçe gerçekleşmelerinin hükümetin mali disipline ilişkin politika taahhüdünün bir göstergesi olduğu kaydedilen açıklamada, yapısal reform programı ile ilgili çalışmaların eylem planları çerçevesinde hızla sürdürüldüğü ifade edildi.

İstikrar içinde büyüyen, gelirini daha adil paylaşan küresel ölçekte rekabet gücüne sahip bilgi toplumuna dönüşen, AB’ye üyelik için uyum sürecini tamamlamış, Türkiye vizyonunun eylem planının ana eksenini oluşturduğu vurgulanan açıklamada, bu vizyon çerçevesinde rekabet gücünün artırılması, istikrarın artırılması, beşeri gelişme ve sosyal dayanışmanın güçlendirilmesi, bölgesel gelişmenin sağlanması, kamu hizmetlerinde kalite ve etkinliğin artırılmasına dönük politikalar ve reformlara ivme kazandıracağı belirtildi.