türkiye gündemi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
türkiye gündemi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ağustos 2014 Pazartesi

'Seçimin galibi İhsanoğlu ve Demirtaş'

'Seçimin galibi İhsanoğlu ve Demirtaş'

Cumhurbaşkanı seçimi sonuçlarını değerlendiren CHP Lideri Kılıçdaroğlu, ''Seçimin galibi Erdoğan değil; devlet mekanizmasına karşı büyük bir cesaretle yarıştıkları için İhsanoğlu ve Demirtaş'tır'' dedi. Kılıçdaroğlu, partisinin kurultaya gitmesini gerektiren bir sebep olmadığını söyledi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Köşk seçimi sonuçlarıyla ilgili ilk değerlendirmesini yaptı. Kılıçdaroğlu, seçimin kaybedeninin, demokrasi ve temiz siyaset olduğunu savundu.

"Bugün olsa yine İhsanoğlu'nu aday gösterirdim" diyen CHP Lideri'ne göre seçimin galibi, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan değil, devlet mekanizmasına karşı büyük bir cesaretle yarıştıkları için Ekmeleddin İhsanoğlu ve Selahattin Demirtaş.

Cumhuriyet Gazetesi'ne konuşan Kılıçdaroğlu, sandığa gitmeyenleri de eleştirdi: ''Tatilciler, boykotçular ve diğer sandığa gitmeyen kesimler olmasaydı yüzde 51 oy oranını bulamayacaktı ve seçim ikinci tura kalacaktı. Bugün seçim olsa yine CHP’nin adayı olarak İhsanoğlu’nu gösterirdim. Türk siyaseti sayın İhsanoğlu gibi tertemiz bir ismi kazanmıştır.''

Seçim sonuçlarının CHP'de bir çatlama ya da bölünme yaratıp yaratmayacağı sorusunu da yanıtlayan Kılıçdaroğlu şunları söyledi:

''Hayır, yaratmaz. Tabanımız hem adayına hem sandıklara sahip çıktı. Parti içinde bir çatlama için ortada bir gerekçe göremiyorum. Kurultaya gitmemizi gerektiren bir sebep yok. Ancak bu yönde bir taleple gelirlerse tabii ki olabilir.''

MHP'nin yeterince çalışmadığı yönündeki iddiaları da değerlendiren CHP Lideri, seçim öncesi yayınlanan anketlere tepki gösterdi: ''MHP'liler de ellerinden gelen çabayı gösterdi. Ben de tüm parti teşkilatımıza bir talimat verdim. MHP kesinlikle eleştirilmeyecek. Erdoğan’ın oy oranını daha yüksek gösteren araştırmalar, yurttaşlarımızın sandığa gitmesini engellemeye yönelik operasyonlardı. O araştırma şirketleri bu yaptıkları hareketle demokrasiye ihanet etmişlerdir.''

4 Ağustos 2014 Pazartesi

Yurt dışı seçmen adayları pek sevmedi!

Katılım oranı %5 de kaldı.


Cumhurbaşkanlığı seçimini sandık başlarındaki gönüllü müşahitleriyle yakından takip eden ’Gurbetin Oyları Grubu’ tarafından ilk tur için yurt dışındaki 2 milyon 722 bin 981 seçmenden şu ana kadar sadece 178 bin 959’unun randevu alabildiği, kullanılan oy oranının yüzde 5 oranında olduğu açıklandı.

’Türkiye’nin Oyları’ ile ’Gurbetin Oyları’ isimli sivil iki kardeş platformları yerel seçimler için 30 Mart 2014 tarihinden yaklaşık 1 ay önce Ortak Nokta Derneği ve Ankara Kent Forumu Derneği öncülüğünde bağımsız gönüllülerin bir araya gelerek Ankara’nın Oyları’nı kurmasıyla çalışmalarına başladı. Tamamen gönüllü bireylerden oluşan, tarafsızlık, yerellik, şeffaflık, işbirliği ilkeleri kapsamında lidersiz ve yatay yapılanan, adil, şeffaf ve temiz seçim için çalıştığı belirtildi.

Gönüllüler, Türkiye’nin Oyları ile 80 ilde, ’Sandık Başındayız’ sivil platformu ile işbirliği içinde İstanbul’da, Gurbetin Oyları ile yurtdışındaki sandıklarda oylara sahip çıkmak için çalışıyor. Gönüllü bireylerin, hukuki çerçevede sandık başında nasıl görev yapabilecekleri eğitim programları aracılığıyla aktarılıyor ve yurt içi- yurt dışında açılan sandıklara yerleştirilmeleri sağlanıyor.

“FENERBAHÇE MAÇINA 7 BİNDEN FAZLA VATANDAŞ GİTTİ AMA OY KULLANMAYA BİN KİŞİ BİLE GELMEDİ”
Danimarka’da oy verme işleminin son gününde oy kullananların sayısının bini bulmaması Büyükelçi Mehmet Dönmez’i üzdü. 4 gün boyunca bizzat sandık başında bekleyen ve görevlilerle, vatandaşlarla ilgilenen Büyükelçi Dönmez “Fenerbahçe maçına 7 binden fazla vatandaş gitti ama oy kullanmaya bin kişi bile gelmedi üzüldüm” dedi.

Türkiye’deki Cumhurbaşkanlığı seçimleri için Danimarka’da oy verme işlemine ilgi çok düşük oldu. Türkiye’nin Kopenhag Büyükelçisi Mehmet Dönmez, oy hakkı bulunan yaklaşık 3 bin vatandaşımızdan sadece bine yakının oy kullandığını belirterek “Fenerbahçe maçına ilgi oy hakkına ilgiden daha fazla oldu” dedi. Vatandaşlarımızın yıllardır bekledikleri oy kullanma hakkından yeterince yararlanmamalarının kendisini üzdüğünü belirten Büyükelçi Mehmet Dönmez “İlgi beklenenin çok altında. Bugün 4’üncü gündeyiz oy kullananların sayısı toplam bine ulaşmadı. Üzüntü duydum doğrusu. Bugün de fazla vatandaş gelmedi. 30 bin seçmen bulunan Danimarka’da daha çok oy kullanılması gerekirdi. Vatandaşlarımızın bazılarının izinde olması bazılarının da randevu alamamış olması, uzakta olmaları katılımı düşürdü. Ama dün akşam maça 7 bin kişinin katıldığına bakarsak seçime biraz daha fazla katılım beklerdik” diye konuştu. Yeni sezon hazırlıklarını sürdüren Fenerbahçe, üçüncü hazırlık maçında,İspanyol takımı Sevilla ile dün akşam Danimarka'nın başkenti Kopenhag'da karşı karşıya gelmişti.

TWITTER’DAN ANLIK BİLGİLENDİRME

Üç adayın yarıştığı cumhurbaşkanlığı için yurt dışında başlayan seçim sürecinde gönüllüler aracılığıyla bir araya getirilen bilgiler, Twitter üzerinde #GurbetinOylari etiketiyle yayımlanıyor. 10 Ağustos’ta ise, sandıklardan haberler #TurkiyeninOylari etiketinden izlenebilecek.

OY KULLANAN ORANI YÜZDE 5

Yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarının devam eden oy kullanma işlemine ilişkin Gurbetin Oyları grubundan, seçim gündemine ilişkin bilgiler aktarıldı. 2 milyon 722 bin 981 seçmenden birinci tur için sadece yüzde 178 bin 959’unun (yüzde 6.4) randevu aldığı, 1 milyon 380 bin 909 seçmen sayısıyla en büyük yurt dışı seçmen kitlesine sahip Almanya’da ise bu oranın yüzde 6.6 olduğuna dikkat çekildi.

SEÇİMDEN NOTLAR

Şu ana kadar yurt dışında oy kullanma oranının yüzde 5’e ulaştığı açıklanarak, seçim gündemine ilişkin şu notlar öne çıkarıldı;

* Frankfurt’ta mükerrer oy engellendi. Ailesinden sonra oy kullanmak isteyen bir seçmenin, Kayseri’de Havalimanı’nda da oyunu kullanmış olduğu tespit edildi. * Özellikle Berlin ve Essen’de gönüllü müşahitlerimizin, yasal müşahit kartları yanlarında olmasına rağmen seçimi gözlemlemek üzere sandık alanına girişlerine tamamen keyfi bir uygulama ile izin verilmedi. * Almanya’da bazı bölgelerde tutanakların kapılara asılması konusundaki ısrarlarımız sonuçsuz. * Oy zarfları kağıdının çok ince olması yüzünden çoğu zarfta seçmenin hangi aday için oy kullandığı zarf açılmadan belli oluyor. Bu seçimin adil ve şeffaflığına büyük darbe varabilecek bir etken olarak dikkat çekiyor.

RANDEVU SİSTEMİNİN İPTALİ DAHA BÜYÜK SORUN OLUR

Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) randevu sisteminden randevu almış birçok seçmene, seçtikleri zamandan başka bir zamana bir randevu daha verilmesi, yani çifte zaman ataması yapılması nedeniyle ilk gün bazı sandıklarda kullanılan oya oranla yüzde 30 civarında seçmenin geri gönderildiği açıklandı. Çifte randevuların yarattığı sorunlar devam ederken, seçmen sayısının azlığı nedeniyle seçim sürerken randevu sisteminin tamamen iptal edilmesi için YSK’ya ve kamuoyuna yapılan baskının olumlu sonuçlanmasının daha büyük sorunlara yol açacağı belirtildi.

PARTİLERE ’MÜŞAHİT GÖNDERİN’ ÇAĞRISI

İki gündür yurt dışındaki seçimlere düşük katılım nedeniyle randevusuz oy kullanma başvurularının YSK tarafından reddedildiğini de duyuran gönüllüler, şu çağrıda bulundu:

"Bu durum toplu organizasyonlarla randevusuz oy kullanma teşebbüslerine yol açabilir. Özellikle daha kalabalık olması beklenen hafta sonunda denetimi sıkılaştırmak gerekmektedir. Randevu günü dışında ancak ve ancak gümrük kapılarında ve havaalanlarında oy kullanılabilir. Denetlemekle yükümlü olan sandık başkanları ve dış işleri personelinin baskı altına alınması durumunda genelgeye aykırı oy kullananları müşahitler olarak engelleyemeyiz. Gurbetin Oyları olarak, yeterli sayıda temsilci gönderemeyen tüm partileri bir an önce az sayıda sandık görevlilerinin olduğu ülke ve sandıklara müşahit göndermeye çağırıyoruz. Seçim hukukuna ve oylara sahip çıkmak adına, olası tüm usulsüzlüklerin raporlanması ve tutanakların paylaşılmasında desteğinizi bekliyoruz."

CAMİLERDEN TOPLU RANDEVU ÇAĞRISI

Pazar günü için her ülkeden haber aldıklarına da işaret eden Gurbetin Oyları gönüllüleri, "Camiler randevu alma sürecinde çağrıda bulunmuş ve vatandaşlara toplu olarak randevular alınmış. Elbette bunda bir usulsüzlük yok. Ancak otobüslerle sandığa gidecekleri gün pazar. Pazar günü çok kalabalık olacağı ve büyük baskılarla geçeceği beklentisi var" uyarısında da bulundu.

AVUSTURYA'DA 9 BİN OY KULLANILDI

Avusturya'da, 2-3 Ağustos 2014 tarihlerinde yapılan cumhurbaşkanlığı seçimi ilk tur oylaması bugün saat 17:00'da sona erdi. Türkiye'nin halk tarafından seçilen ilk cumhurbaşkanının belirleneceği oylamada, diğer ülkelerde olduğu gibi Avusturya'da yaşayan Türk vatandaşlarının da oy hakkına sahip olmasıyla bir ilk gerçekleşti. Avusturya'daki gurbetçilerin kimisi tatil yolundaki gümrüklerde kimisi de çeşitli merkezlerde kurulan sandıklarda oyunu kullanmayı tercih etti. Seçimin ilk turunda kayıtlı seçmen sayısının 104 bin 536 kişi olduğu Avusturya'da, elçilik ve konsolosluk binalarının yeterli olmayacağı düşünülerek Viyana, Salzburg ve Bregenz şehirlerinde çeşitli salonlar kiralandı. Ancak cumhurbaşkanlığı seçimine katılım beklenenin altında kaldı. Avusturya'da, yalnızca 6 bin 559 kişi oy kullanmak için randevu aldı. Görevlilerden alınan tahmini bilgilere göre ise 3 merkezde kurulan 77 sandıkta yaklaşık 9 bin kişi oy kullandı. Katılımın düşük olmasına neden olarak, seçimin gurbetçilerin izin dönemine denk gelmesi ve randevu sistemindeki sıkıntılar gösteriliyor.
BELÇİKA'DA OY KULLANMA SONA ERDİ
Cumhurbaşkanı seçiminde Belçika'da 127 bin 518 kayıtlı seçmenden 8 bin 66'sı oy kullandı.

Brüksel ve Anvers'te kurulan yirmi üçer sandıkta 31 Temmuz-3 Ağustos'ta kullanılan oylar, tutanak tutulmasının ardından siyasi partilerin de üye verdiği seçim komisyonlarının nezaretinde diplomatik misyonlardaki güvenli depolara taşındı. Mühürlü oy çuvallarının 5 Ağustos'ta yine seçim komisyonlarının nezaretinde Almanya'nın Köln kentine götürülerek Türkiye'den gelecek komisyona teslim edileceği belirtildi.

3 Ağustos 2014 Pazar

Türkmenlere sınır kapıları kapalı

IŞİD Sincar bölgesini ele geçirdi. Siviller panikle kaçıyor. Ankara Türkmenlere ‘pasaport’ soruyor.

Irak-Şam İslam Devleti (IŞİD) haziran ortasında ele geçirdiği Musul’dan Kürt Bölgesel Yönetimi sınırına dayandı. IŞİD, Kürtlerin “Şengal” olarak adlandırdıkları ve Irak ordusunun çekilmesinden bu yana kontrol altında tuttukları Sincar kentini ele geçirdi. Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nde bağlı peşmerge güçleri, Suriye sınırına yakın olan kente üç koldan giren IŞİD militanları karşısında dayanamayıp geri çekilirken Zummar kasabası ile etrafındaki petrol sahaları da IŞİD’in eline geçti. Rojava’daki Halk Savunma Birlikleri’ne (YPG) bağlı güçlerin Til Koçer üzerinden yardıma koştukları haberleri geliyor. Sincar’ı kutsal kabul eden Yezidilerin yanı sıra IŞİD’den kaçarak kente sığınmış Türkmenler ve Şabaklar can havliyle bölgeden kaçıyor. Türkiye’nin ise sığınma talebini dile getiren Türkmenlerden “pasaport istediği” öne sürülüyor.

Cumhuriyet'ten Duygu Güvenç'in haberine göre, aralarında çok sayıda Türkmen ve Yezidi’nin de bulunduğu kent sakinlerinin Kürtlerin kontrolündeki dağlara ve Dohuk kentine kaçtıkları bildirilirken AFP’ye konuşan Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) Yetkilisi Hayri Sincari, Kürt peşmergelerinin Sincar’dan çekildiklerini belirterek IŞİD bayraklarının kenteki yönetim binalarında dalgalanmaya başladığını söyledi. IŞİD’den yapılan açıklamada da “24 saatlik çatışma sonucu” birçok peşmergenin öldürüldüğü ileri sürülerek Zumar ve 12 köyün ele geçirildiği kaydedildi. Son çatışmalarda Ain Zalah bölgesini de ele geçirdiği kaydedilen örgüt daha önce de dört petrol sahası ele geçirmişti. Musul’dan Suriye’ye uzanan bölgede IŞİD’in bir koridor açması Kürt yönetiminin Sincar bölgesinde kontrolü tamamen kaybedeceği anlamına geliyor.

Rojava’dan takviye
IŞİD ile peşmergeler arasında Zumar’da yaşanan çatışmalar üzerine Suriye’deki Kürtlerin partisi Demokratik Birlik Partisi’nin (PYD) silahlı kanadı olan Halk Savunma Birlikleri’ne (YPG) bağlı güçlerin Til Koçer üzerinden çatışma bölgesine geçtiği bildirildi. ANF’nin geçtiği habere göre, IŞİD’in büyük bir güçle Zumar ve Şengal’e saldırarak Zaho’dan ayırmak istediğini belirten YPG Sözcüsü Polat Can, “Bunun önünü almak için buradayız. Aradaki sınırları kaldırdık. Güneyli kardeşlerimizi IŞİD çetelerinden korumak için büyük bir güçle Güney’e geçtik” dedi. Suriye’nin Rojova bölgesinden yüzlerce YPG’linin de savunmaya katılmak amacıyla Irak Kürdistan Özerk Bölgesi’ne girdikleri belirtilirken Musul’un Rabi sınır kapısının da YPG güçlerinin eline geçtiği bildirildi. IŞİD’e karşı savunmaya KYB güçlerinin de katıldığı kaydedildi. IŞİD, Musul’u ele geçirmesinden sonra Telafer üzerinden Kürtlerin yaşadığı Şengal bölgesini de kullanarak Suriye’ye geçiş için güvenli bölge oluşturmak amacıyla saldırıya geçmişti. Ancak KBY Peşmerge Bakanlığı önceki akşam YPG güçlerinin bölgelerine geçtiğini yalanladı, buna ihtiyaçları olmadığını da savundu.

Türkmenlerden yardım çağrısı
Irak’ın Tel Afer kentinden kaçan çok sayıda Türkmenin sığındığı Sincar’ın IŞİD’in eline geçmesi üzerine buraya sığınmış bulunan yaklaşık 450 aile, dün sabah saatlerinde kaçarak Zaho-Habur sınırına geldi. Bu ailelerden Abbas Beyatlı, “Sınıra kadar geldik. Türkiye bize de kapısını açsın. Bizim pasaportumuz yok ama bize de sığınma versin” dedi. Irak Türkmen Cephesi Telafer sorumlusu Kasım Kara ise dün Türkiye’nin Türkmenlere kapısını açması için Cephe Başkanı Erşad Salihi’ye bu talebi ilettiklerini söyledi. Halen Türkiye’de bulunan Salihi’nin ise bu talebe net yanıt vermediği öğrenildi.

Çoğunluğunu Beyatlı aşiretinin oluşturduğu 400-450 aile adına Cumhuriyet’e konuşan Abbas Beyatlı, “Biz de mülteci olalım. Telafer’den Sincar’a gitmiştik ama sabahleyin orayı da terk ettik. Bizden kimse kalmadı. Beklentimiz, güvenlik sağlanana kadar Türkiye’nin bize de kapılarını açması” dedi. Beyatlı, yanlarında pasaport bulunmadığını belirtirken “Bizden böyle şeyler istenmesin, bizi de bir kampa yerleştirin” talebinde bulundu.

Irak Türkmen Cephesi Telafer sorumlusu olan ve Dohuk’a sığınan Kasım Kara da ilk etapta çok sayıda Türkmenin Türkiye’ye gelmek istediğini ancak zamanla büyük bir bölümünün Güney’e Şii bölgelerine geçtiğini belirtirken bir grubun hâlâ Türkiye’ye sığınmak istediğini belirtti. Kasım Kara Türkiye’den kendilerine yardımların geldiğini ve bazı kamyonları da başkonsolosluk görevlilerinden bizzat teslim aldığını belirtirken “Ancak daha sonra yardımların bir kısmına Kürtler ‘bizim payımız’ diyerek el koydu. Bize yardım ulaştı ama şu anda bölgede dağıtılan bir yardım yok” bilgisini verdi.

Başkonsolosluktan ‘pasaport’ talebi
Öte yandan haziran ayından bu yana başta Musul olmak üzere yaşadıkları bölgeleri terk etmek zorunda kalan ve Erbil’e kadar ulaşan Türkmenlerin birçoğunun Türkiye’nin Erbil Başkonsolosluğu’na Türkiye’ye gitmek için resmen başvurduğu öğrenildi. Bu talebe konsolosluğun, “Ancak pasaportunuzla geçebilirsiniz” yanıtını verdiği belirtildi. Başkonsolosluk yetkililerinin, IŞİD’in yönetimi ele geçirmesi üzerine kaçan Türkmenlere, “Ya yaşadığınız yere gidin, ya da Bağdat’a gidip pasaport çıkartın. Buradan Irak pasaportu çıkartamazsınız” diyerek taleplere olumsuz yanıt verdiği ifade edildi. Oysa Türkmenler, IŞİD’in ele geçirdiği bölgelere dönmeleri halinde çoğunluk Şii olduğu için ölüm tehlikesiyle karşı karşıya. Erbil-Bağdat arasının da güvenli olmadığı biliniyor.

2 Ağustos 2014 Cumartesi

Zamanında Tuğçe Kazaz iffetini açıp göstermişti.

Tuğçe Kazaz, 'Göğüslerini açan kadın mı iffetlidir' diyerek Türkiye Gündemini gereksiz yere meşgul eden 'Arınç ve kahkaha' tartışmalarına etkili bir giriş yaptı.

Durumu değerlendirmeden önce bazı önemli noktaların altını çizmekte fayda var.
Tuğçe Kazaz 2001'de düzenlenen bir güzellik yarışmasında birinciliği elde ettikten sonra tanınmaya başlanmıştı.  Sonrasında verdiği cesur pozlar ve de Kenan Doğulu ile yaşadığı aşk popülerliğini iyice arttırmış, ondan ayrıldıktan sonra 2005 yılında George Seitaridis isimli bir Yunan vatandaşıyla evlenerek Hristiyan olduğunu açıklamasıyla da gündemi uzunca süre meşgul etmişti. Bu seçimiyle ailesi tarafından reddedilen Kazaz'ın hikayesi yıllar sonra yeniden Müslüman olduğunu açıklaması, türban takarak defilelere çıkmasıyla yeniden ön plana taşınmıştı.

Bugün itibariyle birçok haber kanalının olayla alakalı manşetleri, Tuğçe Kazaz'ın geçmişte verdiği çıplak pozlar ve Din değiştirme tercihlerinin bir çeşit bel altı vuruşları gibiydi. Altını çizmek istediğim noktalar burası.
Bir insan özgür iradesiyle hayatını istediği şekilde yönlendirebilir, çıplak pozlar vermiş daha sonra kapanmayı seçmiş olabilir ya da Mülüman iken Hristiyan veya tam tersi bir inanç içerisinde bulunabilir. Bunların bir insan hayatının geçmişindeki mevcudiyetleri onu suçlamak için kullanılamaz, kullanılmamalı. Buna herkesin dikkat etmesi çok önemli bence.
Neyse gelelim asıl mevzuya, Tuğçe Kazaz'ın, Arınç'ı desteklemesine. Ne demiş peki?
Edepsizce göğüslerinin üzerine 'eylem' yazısı yazıp, kadının en mahrem yerini sokak ortasında açarak kendini basitleştiren bir kadın mı iffetlidir?

Öncelikle bu tip bir açıklama 'Keskelalaka' olmuş, bilerek bu cümleyi kullandım çünkü en doğru karşılık bu. Konu bir kadının kahkaha atmasıyla ilgili söylenen bir fikir değil mi? Çıplaklıkla bunun ne alakası var? Bu karmaşaya sürekli düşüyoruz, birisi bir şey söylüyor öbürü hiç alaksız yere bir beyanda bulunuyor. Kahkaha mevzusu nerede, çıplaklık mevzusu nerede?
Diğer bir husus da 'Size ne' meselesi. Geçmiş yaşantısında verdiği çıplak fotoğraflarla alakalı eminiz ki bir çok eleştiri almıştır Tuğçe Kazaz. Dediğim gibi yeniden Müslüman olmayı seçmesi, türbanlı resimler çektirmesi, fikirlerinin bazı yönlerde gelişmesi tamamen onunla alakalı ancak geçmişte kendisine yapılmasını istemediği, yapıldığında rahatsız olduğu şeyleri bugün başkalarına yapmaya kalktığında işte o nokta bizim konumuz olur.
Femenlerin bir felsefesi var, çıplaklık temelli ancak bedensellikten ziyade Aktivizm kökenli. Bu gerçekliği Tuğçe Kazaz'ın bilmemesi mümkün değil ancak bilmiyormuş gibi davranması olası görüldüğü üzere.
Başka ne demiş?
Dünya tuhaflaşmadı mı? Bizler kendimize tuhaf gelmiyor muyuz? Neden kızıyoruz çıkıp da bir başbakan yardımcısı, sırf kendimizi ait hissetmediğimiz bir partiden diye söylediklerinin bir cümlesini alıp sadece onu söylemiş gibi kullanıp kendimizi ve karşıdakini kutuplaştırmaya çalışıyoruz. Neden; çünkü onlardan mı bizim için? Peki onlar dediğimiz karşı tarafa kızarken kendimizde bir taraf olmuyor muyuz aslında?
Bir cümle alınmadı, Bülent Arınç, 'Toplum içinde kadınlar kahkaha atmamalıdır, bu iffetsizliktir' dedi. Bu cümleyi de tüm diğer söyledikleriyle beraber sarf etti. Yanlış bir düşünceye karşı çıkmak kutuplaştırmak değildir, kutuplaştırma çabalarını ortadan kaldırmaktadır. Bu cümlelerin ardından sağda solda herkes birbirinin gülmelerine kafayı takar hale geldi. Bu gülüyor, bu kahkaha atıyor durumlarına döndük, var mıydı böyle bir şey günler önce. Kim, bir başkasının  nasıl güldüğüne dikkat ediyordu?

Söylediklerini tekrar ve tekrar okudum, farklı bir görüş ya da temeli sağlamlaştırıcı düşünceler mevcut değil.
Sonuç olarak Tuğçe Kazaz, yeniden döndüğü Müslümanlık inancının gereği olduğuna inandığı bir takım açıklamalarda bulunmuş ve kahkaha atmanın iffetsizlik olabileceği fikrini dolaylı olarak kabul etmiş, bunu yaparken de konuyla hiç alakası olmayan kişilerin yaşamlarına müdahale etmiş, karışmış, baskı kurmuştur.
Özet bu sadece, yani nereden baksan tutarsızlık...   

alıntı : radikal